Gülhan  Kara

Gülhan Kara

Gurme

Yine yeni bir yıl heyecanı

Yeni yılı karşılamak üzere evde hazırlıklar yılbaşı gecesine bir kaç gün kala başlardı. Öncelikle kimlerle kimin evinde bir araya gelineceği belirlenir sonra da sofra planı yapılırdı. Eskiden bu sofralar için neler pişerdi? Günümüzde ne değişti?...



Çocukluğumun 70'li, gençliğimin 80'li yıllarında hemen hemen pek bir şey değişmemişken ne olduysa 90'lardan sonra oldu. Yılbaşı, şimdi olduğu gibi o zamanlar da "hangi güne rastlıyor?" diye takvime bakılırdı. Ancak günümüzde o güne neredeyse 10 ay önceden bakılır oldu. Tur şirketleri peşimizden kovalarcasına 'erken rezervasyon' sistemiyle bizi bir yerlere uçuruveriyor. Aynı bayramlar gibi şu 1 günlük yeni yıl tatili bile 3-4 günlük tatil turlarına dönüştü. 3-4 hafta öncesinde kebapçısından tutun da balık lokantasına kadar tüm restoranlar yılbaşı gecesine özel mönü yapıp eğlence programı koyuyor. Sadece o gece için serviste çalışacak ek garsonlar işe alınıyor ve kalabalık mutfak ekipleri oluşturuluyor. Mumlar, ışıklar, süslü şapkalar, balonlar, havai fişekler... Pek de ne yediğinin farkında olmadan 2-3 saatlik bir eğlence ile haftalarca planlanan yılbaşı gecesi geçip gidiveriyor. Bir de her zamankinin 2-3 katı ödenen hesap. Özetle günümüzde yılbaşı gecesi genellikle ev dışında ve çoğunlukla böyle yaşanıyor. Oysa eskiden yılbaşı balolarını ve yılbaşı mönülerini oteller ve otellerdeki a la carte restoranlar yapardı. Yediğiniz yemeklerin, servisin kalitesine ve eğlencesine göre de bir rakam ödenirdi. 
Peki evde yılbaşını biz nasıl yaşardık? O kadar keyifle geçermiş ki halen sohbetini yapıp özlemle anıyoruz. Ayrı bir keyifti, tadı vardı, heyecanı vardı. Komşularımızla buluştuğumuz yılbaşı geceleri, ailece bir araya toplandıklarımız... Evde basit ama şirin süslemeler yapardık. Bir gün önceden alışveriş yapılırdı. Şarküteri, meyve sebze, içecekler, kuruyemişler alınırdı. Yeni yıl sofrası için soğuk mezeler gündüzden hazırlanır dolaba konurdu. Çerkez tavuğu, barbunya pilaki, muhammara, humus, zeytinyağlı yaprak sarma ve renkli bir kış salatası, turşu çeşitleri... Hepsi evde yapılırdı, çünkü şimdiki gibi her markette ya da konserve olarak hazır meze satılmazdı, yoktu. Salam, pastırma, peynir çeşitleriyle ayrı bir şarküteri tabağı yapılırdı. Eğer ufak çocuklar varsa asıl mönü haricinde onlar için köfte, pilav, sigara böreği, kurabiye yapılırdı. Çocuklara ayrı sofra kurulur, önce onlar yemeğini yer sonra oyun faslına geçerlerdi.
Genellikle evin salonuna büyük yemek masasına (ki o zamanlar hemen her evde 8-10 kişilik büyük yemek masaları olurdu, çünkü bir birimize yemeğe giderdik) servis açılırdı. Ana yemeğin hindi olması şart değildi. Rosto ya da biftek veya fırında kızarmış tavuk gibi doyurucu bir ana yemek ve yanına iç pilav yapılırdı. Tatlı olarak ayva tatlısı ya da çikolatalı soğuk bir tatlı olur, bazen de o zamanlar pek moda olan muzlu rulo pasta kesilirdi. Her çeşit taze kuru yemiş harmanlanır kuruyemiş kaseleri ile sehpalara konurdu. Meyve tabağı olmazsa olmazdı. Malum kış meyveleri elma, portakal, mandalina, nar, muz. Yemek gece boyunca devam eder. Sofradan ana yemek tabakları kalksa da tatlı ve meyve 'tombala' ile devam ederdi. Tombalasız bir yılbaşı olmazdı. Evdeki en eğlenceli kısmı da buydu. 1. çinko, 2. çinko derken haydi bir tur daha bir bakmışız saat 12'ye geliyor, gözler televizyona çevrilir merakla çıkacak dansöz beklenirdi. Yılda sadece bir kez tv de izleyebildiğimiz dansözümüz uzun yıllar Nesrin Topkapı oldu. Sonrakileri pek hatırlamıyorum. Tv kanallarının çoğaldığı yıllarda da 90'dan sonra çok kaliteli yılbaşı eğlenceleri yayınlanırdı ve biz de keyifle izler, değerli sanatçılarımızı dinler eğlenirdik. 
İşte böyle.. Güzeldi eskiden yeni yıllar.. yılbaşı geceleri.. Kar yağmasını beklerdik, çünkü kar 1 ocak gününe çok yakışır. Yağardı da genellikle, iklim de bozulmamıştı.. Oysa günümüzde her şey o kadar hızlı, o kadar sanal, o kadar değer verilmeden yaşanıp gidiyor ki geçmişi anmamak, özlem duymamak elde değil. Koca bir yılı geride bırakıp gelecek olan yeni bir yılı karşılarken insanın en sevdikleriyle en yakınlarıyla birlikte olması bence çok anlamlı. Umutlar, güzel dileklerle birbirine sarılmak, aynı masada sohbetle keyifle birlikte pişirip hazırladıklarını yemek. Yerken üzerinde konuşup lezzet yorumları yapmak.. Düşünsenize eğer masada 6-7 çeşit meze varsa herkes her tattığı lokmadan sonra bir cümle kursa (ki saatlerce sıkılmadan yemek programları izliyoruz artık) harika bir yemek sohbetine dönüşüverir konuşulanlar..
Başlıktaki sorularıma dönersem günümüzde başka bir duygu durumu var. Yeni neslin hayata, ilişkilere, iletişime, paylaşmaya, bir arada olmaya ve beraber zaman geçirmeye bakışı çok farklı. Onlar bizim gibi değiller... Acaba her şeyin tadını kaçıran hayatımıza giren teknoloıji mi? Aşırı kalabalıklaşan ve insanı birbirinden soğutan, kendi kabuğuna iten, bencilleştiren kent yaşamı mı? Globalleşen dünyada diye başlayan cümlelerin nereye vardığını hepimiz biliyoruz.
Soframızdaki bir tabak yemek, 2 dilim ekmek, eğer yanımızda biri varsa daha lezzetlidir. Paylaşıyorsak hem yemeğimizi hem de o anı, bir anlamı bir değeri vardır. Çoğaldıkça etrafımızdakiler sadece yeni yılı, yılbaşını, bayramı değil her günü heyecanla, sevgiyle ve umutla yaşar tadını çıkarırız. Hepinize umutlarınızın gerçekleşeceği, sevenlerinizle lezzetli sofralarda buluşacağınız mutlu bir yıl diliyorum.